Papa I. Leo’nun “Konstantinopolis Piskoposu Flavian’a, Eutyches’in Hainliği ve Sapkınlığına Karşı” adlı 28. Mektubu (MS 449)

Bu, MS 449 tarihli papa I. Leo’nun “Konstantinopolis piskoposu Flavian’a, Eutyches’in Hainliği ve Sapkınlığına Karşı” adlı 28. mektubunun Türkçe çevirisidir.
Giriş
Hristiyan teoloji tarihinin en sarsıcı metinlerinden biri kabul edilen ve kısaca “Leonis Epistola ad Flavianum”Yani “Leo’nun Flavian’a Mektubu”. veya “Leo’nun 28. Mektubu” olarak bilinen eser, Roma piskoposu ve papa olan I. Leo (“Büyük Leo”) tarafından 13 Haziran 449 tarihinde, Konstantinopolis piskoposu Flavian’ıVeya Flavianus. desteklemek amacıyla kaleme alınmıştır. Yazılış bağlamı, dönemin en hararetli tartışmalarından biri olan Mesih’in doğası meselesiydi. Bu konuda özellikle Eutyches adlı bir keşişin öğretileri, ciddi bir teolojik krizi tetiklemişti.
Konstantinopolisli bir manastır başrahibi olan Eutyches, Mesih’te iki ayrı doğanın (ilahi ve insani) açıkça ayırt edilemeyeceğini savunarak, fiilen tek bir doğa (monofizit eğilimli) anlayışına yönelmişti. Bu görüş, daha önce Nestorius’unMS 428-431 yılları arasında Konstantinopolis piskoposuydu ve Nestûrîlik olarak bilinen sapkınlığı nedeniyle görevinden alınıp aforoz edilmiştir. öğretilerine tepki olarak ortaya çıkmış olsa da, bu kez Mesih’in gerçek insanlığını gölgelediği gerekçesiyle eleştirildi. Flavian’ın yönetiminde bir sinod, Eutyches’i aforoz etti. Ancak 449 yılında ekümenik sayılmayan ve dolayısıyla sonradan tarihe geçen meşhur “Latrocinium” ifadesiyle “Haydutlar Konsili” olarak adlandırılan İkinci Efes Konsili’nde, Eutyches yanlısı İskenderiye piskoposu Dioskorus bu kararı geçersiz sayarak Eutyches'i aklamış, toplantıda Leo’nun mektubunun okunmasını engellemiş ve Flavian’ı ağır baskı altına almıştır.
Eğer Leo’nun mektubu okunmuş olsaydı, kafa karışıklığının giderilmesine muazzam bir katkı sağlamış olurdu. Metin, soyut felsefi tartışmalardan ziyade Kutsal Yazılar’ın tanıklığını merkez alarak, Mesih’in tek bir kişi (Hipostaz) olduğunu, fakat bu tek kişide iki tam ve karışmayan doğanın (ilahi ve insani) bulunduğunu açık biçimde savunur. Bu yaklaşım, daha sonra Diofizitizm (veya İki Doğacılık) olarak adlandırılır ve Hipostatik Birlik kavramını merkez alır: Leo’ya göre İsa Mesih, karışıklık veya değişim olmaksızın hem tam Tanrı hem de tam insandır. Bu iki doğa, Mesih’in tek bir şahsında (Hipostatik Birlik) birleşmiştir. Demek ki Mesih, ne iki ayrı kişi ne de tek bir karışık doğadır. O, iki doğada tek kişidir. Leo, mektubunda şu meşhur ayrımı yapar: Mesih, Tanrı olarak mucizeler yaratırken, insan olarak acı çekmiş, susamış ve ölmüştür. Eğer Kurtarıcı gerçek insan değilse, insanlığı kurtaramaz. Sıklıkla Eski Roma İnanç Bildirgesi ve vaftiz ikrarı olan Vetus Symbolum Romanum’a atıfta bulunarak, bu hakikatlerin başlangıçtan beri bilindiğini, ve vaftiz edilecek bütün yeni imanlılar tarafından inanıldığını ve ikrar edildiğini savunur.
Leo’nun 28. mektubu, iki yıl sonra 451 yılında toplanan Kadıköy (Kalkedon) Konsili’nde belirleyici bir rol oynadı. Konsilde mektup yüksek sesle okundu ve büyük bir kabul gördü.Mektup aslında konsilin başında tüm Doğu piskoposları tarafından hemen kabul görmedi. Bazıları metni yanlış anlayarak Nestûrîlik’e yakın buldu. Ancak Kadıköy Konsili’nde yapılan dikkatli inceleme ve açıklamalar, bu şüpheleri büyük ölçüde giderdi. Konsilin resmi kayıtlarına göre piskoposlar, metni okuduktan sonra “Bu, ataların imanıdır! Havarilerin imanıdır! ... Petrus, Leo’nun ağzından konuşmuştur!”Acta Conciliorum Oecumenicorum, ed. Eduard Schwartz (Berlin: Walter de Gruyter, 1933), II.1.2 [Actio III], s. 81 [277], sat. 22. diyerek Roma piskoposunun öğreti otoritesini ve metnin doğruluğunu tasdik etti. Bu nedenle Kadıköy Konsili’nin iman tanımı, büyük ölçüde Leo’nun bu mektubunun dilini ve kavramsal çerçevesini yansıtır: Mesih “karışmadan, değişmeden, bölünmeden ve ayrılmadan”Bkz. Kalkedon Amentüsü. Latince “inconfuse, immutabiliter, indivise, inseparabiliter”. iki doğada tanınır. Böylece hem Eutyches’in tek doğa eğilimi hem de Nestorius’un iki kişi izlenimi veren yaklaşımı reddedilmiş olur.
Sonuç olarak Leo’nun 28. mektubu, Erken Hristiyanlık’ta Mesih bilimine dair en etkili metinlerden biri olarak kabul edilir. Hem kriz anında yazılmış olması hem de ekümenik bir konsilin dogmatik kararını şekillendirmesi bakımından benzersiz bir yere sahiptir.
Erken Hristiyanlık dönemine ait önemli bir eser olan bu mektubu aşağıda Türkçe olarak sunabildiğimiz için sevinçliyiz.
Papa I. Leo’nun 28. Mektubu (Tam Metin)
Roma piskoposu Leo, sevgili kardeşi Konstantinopolis piskoposu Flavian’a, Eutyches’in hainliği ve sapkınlığına karşı
I. Küstahlık ve Bilgisizlik Eutyches’i Yanılgıya Sürükledi
Azizliğinizin gecikmiş olmasına şaşırdığımız mektubu okunduğunda ve piskoposluk tutanaklarının sırası incelendiğinde, nihayet aranızda imanın saflığına karşı ne tür bir skandalın ortaya çıkmış olduğunu anladık; ve önceden gizli görünen şeyler, şimdi bize açılmış olarak aşikâr oldu.
Bu tutanaklarda presbiter unvanıyla saygıdeğer görünen Eutyches, çokça basiretsiz ve fazlasıyla cahil olarak gösterilir; öyle ki kendisi hakkında peygamber tarafından şöyle denmiştir: “İyilik etmek için anlamayı reddetti; yatağında kötülük tasarladı”Mezmurlar 36:3-4..
Dinsizce düşüncelere sahip olmaktan ve kendisinden daha bilge ve daha bilgili olanlara boyun eğmemekten daha adaletsiz ne olabilir? Ancak, gerçeği tanımaları bir karanlık tarafından engellendiklerinde; peygamberlerin seslerine, havarilerin mektuplarına veya İncil’in otoritesine değil de kendi kendilerine başvuranlar bu akılsızlığa düşerler; ve bu nedenle, hakikatin öğrencisi olmadıkları için hatanın hocaları haline gelirler.
Zira, İnanç Sembolü’nünYani İnanç Bildirgesi veya Amentü. Burada özellikle Vetus Symbolum Romanum’u kastediyor. başlangıçlarını bile kavramayan biri, Yeni ve Eski Ahit’in kutsal sayfalarından nasıl bir eğitim edinmiş olabilir? Ve tüm dünyada yeniden doğacak olanlarınYani “vaftiz olacakların”. sesiyle beyan edilen şey, bu ihtiyarın kalbi tarafından hâlâ idrak edilememiştir.
II. Mesih’in İkili Doğuşu ve Doğası Üzerine
Bu nedenle, Tanrı Kelamı’nın beden alışı hakkında ne inanması gerektiğini bilmediği ve anlayış ışığını hak etmek için Kutsal Yazıların derinliğinde emek sarf etmek istemediği için; en azından inananlar topluluğunun ikrar ettiği şu ortak ve yalın itirafı dikkatli bir kulakla kabul etmeliydi: “Her şeye gücü yeten Baba Tanrı’ya ve O’nun biricik Oğlu, Rabbimiz İsa Mesih’e; Kutsal Ruh’tan ve Bakire Meryem’den doğmuş olana inanıyorum.”
Bu üç cümleyle neredeyse tüm heretiklerin düzenekleri yerle bir edilir. Çünkü Tanrı’nın hem her şeye gücü yeten hem de Baba olduğuna inanıldığında, Oğul’un da O’nunla aynı şekilde eş-ebediLatince coaeternus. olduğu kanıtlanır; Baba’dan hiçbir şekilde farklı değildir, çünkü Tanrı’dan Tanrı, her şeye gücü yetenden her şeye gücü yeten, ebedi olandan eş-ebediLatince coaeternus. olarak doğmuştur. Zamanda daha sonra değildir, güçte daha aşağı değildir, yücelikte benzersiz değildir, özde bölünmüş değildir. O, ebedi Atasından Tek-Doğmuş OlanLatince unigenitus = “biricik” veya “tek doğumuş”., ebedi bir halde Kutsal Ruh ve Bakire Meryem’den doğmuştur.
Bu zamansal doğuş, o ilahi ve ebedi doğuştan hiçbir şey eksiltmemiş, O’na hiçbir şey katmamıştır; aksine, aldatılmış olan insanı iyileştirmek için Kendini tamamen harcadı; öyle ki hem ölümü yensin hem de kendi kudretiyle, ölümün krallığına sahip olan İblis’i yok etsin. Zira eğer ne günahın kirletebildiği ne de ölümün tutabildiği O bizim doğamızı üstlenmeseydi ve onu kendi doğası yapmasaydı, günahın ve ölümün müsebbibini yenemezdik. Nitekim O, bakire annesinin rahminde Kutsal Ruh’tan gebe kalınmıştır; ve nasıl bakireliği bozulmadan gebe kaldıysa, aynı şekilde bakireliği bozulmadan O’nu doğurmuştur.
Fakat eğer Hristiyan inancının bu tertemiz kaynağından samimi bir anlayış çekip çıkaramıyorsa - çünkü apaçık gerçeğin parıltısını kendi körlüğüyle karartmıştı - o halde kendini İncil’in öğretisine tabi kılmalıydı. Matta şöyle derken: “İbrahim oğlu, Davut oğlu İsa Mesih’in soy kaydı”Matta 1:1.; havarisel öğretilerden de bilgi aramalıydı. Ve Romalılara Mektup’ta şunu okurken: “İsa Mesih’in kulu, havari olmaya çağrılmış, Tanrı’nın Müjdesi için ayrılmış Pavlus: Tanrı, bu Müjde’yi peygamberleri aracılığıyla Kutsal Yazılar’da bedene göre Davut’un soyundan kılınan kendi Oğlu ile ilgili önceden vaat etmişti.”Romalılar 1:1-2., peygamberlerin sayfalarına dindar bir titizlikle eğilmeliydi.
Ve Tanrı’nın İbrahim’e verdiği “Senin soyunda yeryüzünün bütün ulusları kutsanacak”Yaratılış 12:3; 22:18. vaadini bularak, “soy” kelimesinin doğru anlamı hakkında şüpheye düşmemek için şöyle diyen havariye kulak vermeliydi: “Vaatler İbrahim’e ve soyuna verildi. Birçok kişiden söz ediyormuş gibi ‘ve soylara’ demiyor; tek bir kişiden söz ediyormuş gibi ‘ve senin soyuna’ diyor. Bu da Mesih’tir”Galatyalılar 3:16..
Yeşaya’nın şu duyurusunu da derin bir kavrayışla anlamış olmalıydı: “İşte, bakire hamile kalacak ve bir oğul doğuracak, ve ona İmanuel adını verecekler, ki bunun anlamı, ‘Tanrı bizimle’dir.”Yeşaya 7:14; Matta 1:23.. Aynı peygamberin şu sözlerini sadakatle okumalıydı: “Bize bir çocuk doğdu, bize bir oğul verildi; egemenlik O’nun omuzlarındadır; ve O’na şu adlar verilecek: Yüce Takdir’in HabercisiLatince Magni consilii Angelus = “Büyük Kurul’un Meleği”., Harika ÖğütçüVeya “Hayranlık uyandırıcı Yol Gösteren”., Güçlü Tanrı, Esenlik Önderi, Gelecek Çağın Babasıdır”Yeşaya 9:6..
Ve boş konuşarak, “Kelam beden oldu” derken; bakire rahminden doğan Mesih’in insan formuna sahip olduğunu ama annesinin bedeninin gerçekliğineYani “annesi gibi gerçek bir bedene sahip olmadığını”. sahip olmadığını söylememeliydi. Ya da belki de, daima bakire kutsal Meryem’e gönderilen melek şöyle dediği için, Rabbimiz İsa Mesih’in bizim doğamızdan olmadığını düşündü: “Kutsal Ruh senin üzerine gelecek, En Yüce Olan’ın gücü senin üzerine gölge salacak; bu nedenle senden doğacak olan kutsal olana Tanrı Oğlu denecek”Luka 1:35.. Bakirenin gebe kalışı ilahi bir iş olduğu için mi, doğan kişinin bedeni gebe kalanın doğasından olmadığını düşündü?
Fakat o benzersiz şekilde harika ve harika şekilde benzersiz olan doğuş yaratılışın bu yeniliği yoluyla türe özgün özellikleri ortadan kalkacak şekilde anlaşılmamalıdır. Zira Kutsal Ruh bakireye doğurganlık vermiş, fakat bedenin hakikati bir bedenden alınmıştır; ve “Bilgelik kendine bir ev inşa ederken”Süleyman’ın Özdeyişleri 9:1., “Kelam beden olmuş ve aramızda konaklamıştı”Yuhanna 1:14.: Yani, insandan üstlendiği ve akıl sahibi bir yaşam ruhuyla canlandırdığı o bedende.
III. Kelam’ın Beden Alışı Hakkındaki İman ve Tanrı’nın Planı
Böylece, her iki doğanın ve özün özellikleri korunarak ve tek bir kişide birleşerek, alçakgönüllülük yücelik tarafından, zayıflık kudret tarafından, ölümlülük ise ebediyet tarafından üstlenilmiştir. Bizim durumumuzun borcunu ödemek için, zarar görmez doğa, acı çekebilir doğa ile birleşmiştir, öyle ki, bizim iyileşmemize uygun olduğu üzere, Tanrı ve insanlar arasındaki tek ve aynı aracı olan insan İsa Mesih, bir yanından dolayı ölebilsin, diğer yanından dolayı ise ölemesin.
Dolayısıyla, gerçek bir insanın tam ve kusursuz doğasında, gerçek Tanrı doğmuştur; kendine ait olanlardaYani ilahi niteliklerimizde. tam, bizim olanlarımızdaYani insani niteliklerimizde. tam. “Bizim olanlarımız” derken, Yaratıcı’nın başlangıçta bizde var ettiği ve onarmak için üstlendiği şeyleri kastediyoruz. Zira o aldatıcınınYani İblis. sokuşturduğu ve aldatılmış insanın kabul ettiği şeylerinYani günahın., Kurtarıcı’da hiçbir izi yoktu. İnsani zayıflıkların ortaklığına boyun eğmiş olması, O’nu bizim suçlarımıza ortak etmedi.
Günahın lekesi olmaksızın kul formunu üstlendi, insani olanı artırdı, ilahi olanı eksiltmedi. Çünkü görünmez olanın kendini görünür kıldığı ve her şeyin Yaratıcısı ve Rabbi iken ölümlülerden biri olmayı dilediği o ‘kendi kendini boşaltma’, merhametin bir eğilişiydi, kudretin kaybı değil. Dolayısıyla, Tanrı formunda kalarak insanı yaratan O, kul formunda insan oldu. Zira her iki doğa da kendi özelliklerini kusursuzca korur: Tanrı formu, kul formunu yok etmediği gibi; kul formu da Tanrı formundan bir şey eksiltmez.
Çünkü İblis, hilesiyle aldatılan insanın ilahi lütuflardan mahrum kaldığı, ölümsüzlük çeyizinden soyulup ölümün ağır hükmüne boyun eğdiği ve günahkârın ortaklığından kendi kötülükleri içinde bir tür teselli bulduğu için böbürleniyordu; ayrıca Tanrı’nın da, adaletin gereği uyarınca, bunca onurla yarattığı insana karşı kendi hükmünü değiştirdiği için. [İşte bu yüzden] gizli bir planın idaresine ihtiyaç vardı; öyle ki, iradesi kendi iyiliğinden yoksun bırakılamayan değişmez Tanrı, bize karşı olan o ilk merhametli tasarısını daha gizemli bir sakramentYani bir yolla. ile tamamlasın ve İblis’in adaletsizliğinin kurnazlığıyla suça sürüklenen insan, Tanrı’nın amacına aykırı olarak yok olmasın.
IV. Mesih’in Doğuşu ve Doğası Üzerine
Böylece Tanrı’nın Oğlu, göksel tahtından inerek ve Babasının görkeminden ayrılmayarak, yeni bir düzenle, yeni bir doğuşla dünyanın bu en aşağı mertebesine girdi. Yeni bir düzenle, çünkü kendi doğasında görünmezken, bizim doğamızda görünür oldu. Kavranamaz Olan kavranmayı diledi. Zamanlardan önce var olan, zaman içinde var olmaya başlamıştır. Evrenin Rabbi, kendi azametinin sınırsızlığını perdeleyerek kul formunu üstlendi. Acı çekemez olan Tanrı, acı çekebilir bir insan olmayı ve ölümsüz Olan, ölümün yasalarına tabi olmayı hor görmedi.
Yeni bir doğuşla dünyaya gelmiştir; çünkü bozulmamış bakirelik şehveti tanımadı, ancak bedenin maddesini sağladı. Rabbin annesinden doğa alındı, kusurYani günah. değil. Bakirenin rahminden doğan Rab İsa Mesih’te doğuşun mucizevi olması, O’nun doğasının bizimkinden farklı olduğu anlamına gelmez. Zira gerçek Tanrı Olan aynı zamanda gerçek insandır ve insanın alçakgönüllülüğü ile Tanrı’nın yüceliği karşılıklı olarak [bir arada] bulunduğu sürece, bu birliktelikte hiçbir yalan yoktur. Tanrı merhametle değişmediği gibi, insan da bu onurla yok edilmemiştir.
Çünkü her iki formYani doğa. da, diğeriyle ortaklık içinde kendine has olanı yapar; yani Kelam Kelam’a ait olanı işlerken, beden bedene ait olanı yerine getirir. Bunlardan biri mucizelerle parlar, diğeri ise hakaretlere maruz kalır. Kelam, Babası’nın görkemindeki eşitliğinden ayrılmadığı gibi, beden de bizim türümüzün doğasını terk etmez. Çünkü sıklıkla söylenmesi gerektiği üzere: Tanrı’nın gerçek Oğlu ile insanın gerçek oğlu tek ve aynı kişidir. “Başlangıçta Kelam vardı ve Kelam Tanrı’yla birlikteydi ve Kelam Tanrı’ydı”Yuhanna 1:1. sözü uyarınca Tanrı, “Kelam beden oldu ve aramızda konakladı”Yuhanna 1:14. sözü uyarınca ise insandır. “Her şey O’nun aracılığıyla oldu ve O’suz hiçbir şey olmadı”Yuhanna 1:3. sözü uyarınca Tanrı; “Kadından doğdu, yasa altında doğdu”Galatyalılar 4:4. sözü uyarınca insandır.
Bedenin doğuşu, insan doğasının tezahürüdür; bakireden doğum ise ilahi kudretin işaretidir. Küçük çocuğun bebekliği beşikteki alçakgönüllülükle gösterilirBkz. Luka 2:7.. En Yüce Olan’ın büyüklüğü meleklerin sesleriyle ilan edilirBkz. Luka 2:13.. Hirodes’in zalimce öldürmeye kalkıştığı kişiBkz. Matta 2:16., insanın başlangıçlarına benzer. Ancak bilgelerin sevinçle önünde yere kapanarak tapındığı kişi her şeyin Rabbidir. Daha sonra, öncüsü Yahya’nın vaftizine geldiğindeBkz. Matta 3:13., beden örtüsüyle saklanan tanrılığı gizli kalmasın diye Baba’nın sesi gökten gürleyerek şöyle demiştir: “Bu Benim sevgili Oğlumdur, O’ndan hoşnudum”Matta 3:17.. Dolayısıyla, İblis’in kurnazlıkla bir insan gibi denediği aynı kişiye, Tanrı gibi melekler hizmet ederBkz. Matta 4:1,11.. Acıkmak, susamak, yorulmak ve uyumak açıkça insanidir. Fakat beş ekmekle beş bin kişiyi doyurmakBkz. Yuhanna 6:5., Samiriyeli kadına içenin bir daha susamayacağı yaşam suyunu vermekBkz. Yuhanna 4:10., denizin üzerinde ayakları batmadan yürümekBkz. Matta 14:25. ve fırtınayı azarlayarak dalgaları dindirmekBkz. Luka 8:24., şüphe götürmez bir biçimde ilahidir.
Tıpkı, pek çok şeyi atlayacak olursak, ölmüş bir dost için acıma duygusuyla ağlamak ileBkz. Yuhanna 11:35., aynı kişiyi taş kaldırıldıktan sonra dört günlük mezarından sesin emriyle yeniden diriltmekBkz. Yuhanna 11:43. aynı doğanın işi değildir. Çarmıh üzerinde asılı kalmak ile ışığı geceye çevirip tüm elementleri titretmek, ya da çivilerle delinmek ile cennetin kapılarını bir hırsızın imanı için açmakBkz. Matta 27:35. aynı doğadan gelmez. Aynı şekilde, “Ben ve Baba biriz”Yuhanna 10:30. demek ile “Baba Benden büyüktür”Yuhanna 14:28. demek aynı doğanın ifadesi değildir. Zira Rab İsa Mesih’te Tanrı ve insan tek bir kişi olsa da, her ikisinde hakaretin ortak olduğu kaynak başka, görkemin ortak olduğu kaynak başkadır. Bizim doğamızdan dolayı O’ndaki insanlık Baba’dan aşağıdır; Baba’dan dolayı O’ndaki tanrılık Baba ile eşittir.
V. Mesih’teki Bedenin Gerçekliği, Kutsal Yazılar ile İspat Edilir
Bu nedenle, her iki doğada anlaşılması gereken bu kişilik birliği sebebiyle, Tanrı’nın Oğlu, kendisinden doğduğu o Bakire’den beden almış olsa da, “İnsanoğlu’nun gökten indiği” okunur. Ve yine, “Tanrı’nın Oğlu’nun çarmıha gerildiği ve gömüldüğü” söylenir. Halbuki O, Baba ile eş-ebedi ve aynı özden olan Tek Doğan olduğu tanrılığında değil, insani doğasının zayıflığı içinde bunları çekmiştir. Bu yüzden İnanç Sembolü’nde hepimiz Tanrı’nın Tek-Doğmuş Oğlu’nun çarmıha gerildiğini ve gömüldüğünü ikrar ederiz; nitekim Havari şöyle der: “Zira eğer bilselerdi, yüceliğin Rabbini asla çarmıha germezlerdi”2. Korintliler 2:8..
Ancak Rabbimiz ve Kurtarıcımız, öğrencilerinin imanını kendi sorularıyla eğitirken, “İnsanlar İnsanoğlu’nun kim olduğunu söylüyor?”Matta 16:13. demiştir. Onlar başkalarının çeşitli fikirlerini dile getirince, “Peki ya siz, benim kim olduğumu söylüyorsunuz?”Matta 16:15. diye sordu. Yani “İnsanoğlu olan ve kul formunda ve bedenin gerçekliğinde gördüğünüz benim kim olduğumu söylüyorsunuz?” Orada Aziz Petrus, ilahi bir esinle tüm uluslara fayda sağlayacak ikrarla, “Sen, yaşayan Tanrı’nın Oğlu Mesih’sin!”Matta 16:16. demiştir, ve haklı olarak Rab tarafından “kutsanmış” olarak ilan edildi, ve hem güç hem de isminin [anlamının] sağlamlığını o Temel Kaya’danYani Mesih’ten. aldı. Zira Baba’nın vahyi aracılığıyla aynı kişinin hem Tanrı’nın Oğlu hem de Mesih olduğunu ikrar etmişti. Çünkü bunlardan birini diğeri olmadan kabul etmek kurtuluşa fayda sağlamazdı. Rab İsa Mesih’in ya insan olmadan sadece Tanrı olduğuna ya da Tanrı olmadan sadece insan olduğuna inanmak eşit derecede tehlikeliydi.
Rabbin dirilişinden sonra ise - ki bu kesinlikle gerçek bir bedenin dirilişiydi, çünkü diriltilen kişi çarmıha gerilen ve ölen kişiden başkası değildi - o kırk günlük bekleme süresinde, imanımızın bütünlüğünün her türlü karanlıktan temizlenmesinden başka ne yapıldı? Zira öğrencileriyle konuştu, onlarla birlikte yaşayıp yemek yedi ve şüpheye düşenlerin kendisini dikkatli ve meraklı bir dokunuşla incelemelerine izin verdi,Bkz. Yuhanna 20:20,27. kapılar kapalıyken Havarilerin yanına girdi, nefesiyle Kutsal Ruh’u verdi,Bkz. Yuhanna 20:22. anlayış ışığını bahşederek Kutsal Yazıların gizemlerini açtı. Yine aynı şekilde yanındaki yarayı, çivilerin izlerini ve en taze çile belirtilerini göstererek şöyle demiştir: “Ellerime ve ayaklarıma bakın, Benim işte. Bana dokunun ve görün; bir ruhun, Bende gördüğünüz gibi eti ve kemiği yoktur”Luka 24:39.. Öyle ki O’nda, ilahi ve insani doğanın özelliklerinin birbirinden ayrılmaz şekilde kaldığı bilinsin, ve Kelam’ın bedenle aynı şey olmadığını bilmemizle birlikte, tek bir Tanrı Oğlu’nun hem Kelam hem de beden olduğunu ikrar edelim.
Eutyches bu iman gizeminden bütünüyle yoksun sayılmalıdır, çünkü Tanrı’nın Tek-Doğmuşu’ndaki bizim doğamızı ne ölümlülüğün alçakgönüllülüğünde ne de dirilişin yüceliğinde tanıdı. Ve aziz havari ve müjdeci Yuhanna’nın şu sözünden de korkmadı: “İsa Mesih'in beden alıp geldiğini ikrar eden her ruh Tanrı’dandır; İsa’yı çözenYani ayıran, parçalayan. hiçbir ruh Tanrı’dan değildir ve bu Mesih-karşıtıdır”1. Yuhanna 4:1.. İsa’yı “çözmek”, O’ndan insan doğasını ayırmaktan ve tek kurtuluşumuz olan o gizemi en küstahça uydurmalarla boşaltmaktan başka nedir ki?
Mesih’in bedeni konusunda karanlıkta kalan birinin, O’nun çilesi konusunda da aynı körlükle saçmalaması kaçınılmazdır. Eğer Rabbin çarmıhını sahte saymıyorsa ve dünyanın kurtuluşu için çekilen cezanın gerçek olduğundan şüphe duymuyorsa, ölümüne inandığı kişinin bedenini de kabul etsin. Acı çekebilir olduğunu bildiği kişinin bizimkine benzer bir bedene sahip olduğunu inkar etmesin. Zira gerçek bedenin inkarı, bedensel acıların da inkarıdır.
Eğer Hristiyan imanını kabul ediyorsa ve Müjde’nin duyurulmasından kulağını çevirmiyorsa, çarmıh odununda çivilerle delinmiş olarak hangi doğanın asıldığını görsün. Çarmıha gerilenin yanı bir askerin mızrağıyla açıldığında, Tanrı’nın Kilisesi hem yıkanmaYani vaftiz. hem de kadehYani efkaristiya. ile sulansın diye kan ve suyun nereden aktığını anlasın.
Aziz havari Petrus’un, Ruh’un kutsamasının Mesih’in kanının serpilmesiyle olduğunu vaaz ettiğini de duysun. Aynı havarinin şu sözlerini sadece geçiştirerek okumasın: “Biliyorsunuz ki, atalarınızdan kalma boş yaşayışınızdan gümüş ve altın gibi geçici şeylerle değil, kusursuz ve lekesiz kuzu gibi olan Mesih’in değerli kanıyla kurtarıldınız”1. Petrus 1:18.. Aziz havari Yuhanna’nın şu tanıklığına da direnmesin: “Tanrı’nın Oğlu İsa’nın kanı bizi her günahtan arındırır”1. Yuhanna 1:7.. Ve tekrar: “Dünyayı yenen zafer, imanımızdır”1. Yuhanna 5:4.. Ve: “İsa’nın Tanrı Oğlu olduğuna inanandan başka dünyayı yenen kimdir? Su ve kanla gelen O’dur, İsa Mesih; sadece suyla değil, suyla ve kanla. Ve tanıklık eden Ruh’tur, çünkü Ruh hakikattir. Zira tanıklık edenler üçtür: Ruh, su ve kan; ve bu üçü birdir.”1. Yuhanna 5:5-8.. Yani Ruh kutsallaştırmanın, kan kurtuluşun, su ise vaftizin [tanığıdır]. Bu üçü birdir ve birbirinden ayrılamaz şekilde kalırlar; hiçbirinin bir diğeriyle olan bağı koparılamaz. Çünkü Katolik Kilise şu imanla yaşar ve şu imanla gelişir: Mesih İsa’da ne gerçek tanrılık olmadan insanlığa, ne de gerçek insanlık olmadan tanrılığa inanılır.
VI. Eutyches’in Sapkın ve Aldatıcı İtirafı, ve Cemaate Yeniden Kabul Edilebilmesi İçin Şartlar
Ama incelemenizdeki sorgulama sırasında Eutyches şöyle yanıt vererek, “Rabbimizin birleşmeden önce iki doğadan olduğunu kabul ediyorum; ancak birleşmeden sonra tek bir doğa ikrar ediyorum” dediğinde, onun bu kadar saçma ve bu kadar sapkın bir beyanının yargılayanlar tarafından hiçbir azarlama ile eleştirilmemesine ve bu son derece akılsızca ve son derece küfür dolu sözün, sanki saldırgan hiçbir şey duyulmamış gibi öylece geçiştirilmesine şaşıyorum. Zira Tanrı’nın Tek-Doğmuş Oğlu’nun beden almadan önce iki doğaya sahip olduğunu söylemek ne kadar dinsizce ise, “Kelam beden olduktan sonra” O’nda tek bir doğa olduğunu iddia etmek de o kadar haincedir.
Sevgili kardeşim, Eutyches sizin hükmünüzle çürütülmemesi nedeniyle bu sözün ya doğru ya da katlanılabilir olduğunu düşünmesin diye size titiz dikkatini göstermenizi hatırlatırız: Eğer Tanrı’nın merhametinin ilhamıyla bu mesele tatmin edici bir şekilde sonuçlandırılırsa, bu bilgisiz adamın cahilliği, kendi düşüncesinin bu vebasından temizlenmelidir.
Nitekim tutanakların sırası gösterdiği üzere o, hükmünüzle köşeye sıkıştırıldığında, daha önce söylemediği şeyi söylemeye ve daha önce yabancı olduğu imana razı gelerek, kendi kanaatinden vazgeçmeye iyi bir başlangıç yapmıştı. Fakat o dinsiz öğretiyi aforoz etmeye razı gelmediğinde, sevgili kardeşim, onun kendi ihanetinde kaldığını ve mahkumiyet hükmünü almaya layık olduğunu anladın.
Eğer o, bundan dolayı sadık ve yararlı bir biçimde kederleniyorsa ve piskoposluk otoritesinin ne kadar haklı olarak harekete geçtiğini geç de olsa anlıyorsa, ya da eğer tam bir telafi için yanlış düşündüğü her şeyi canlı sesiyle ve huzurda imzasıyla lanetlerse düzeltilmiş olan kişiye karşı gösterilecek merhamet ne kadar büyük olursa olsun kınanmayacaktır. Çünkü “koyunları için kendi canını veren”Yuhanna 10:11. ve “insanların ruhlarını mahvetmeye değil, kurtarmaya gelen”Vulgata’da Luka 9:56; Bkz. Yuhanna 3:13; 12:47. gerçek ve iyi çobanımız olan Rabbimiz, bizim O’nun şefkatinin takipçileri olmamızı ister: Öyle ki adalet günah işleyenleri dizginlesin, ancak merhamet tövbe edenleri geri itmesin. Zira gerçek iman en etkili biçimde şu durumda savunulur: Yanlış görüş, bizzat kendi savunucuları tarafından da lanetlendiği zaman.
Tüm bu meseleyi dindar ve sadık bir şekilde yürütmek üzere, kardeşlerimiz piskopos Julius’u ve Aziz Clement kilisesinin ihtiyarıYani piresbiteros. Renatus’u ve ayrıca oğlum diyakozYani görevli. Hilarus’uMuhtemelen 461-468 yılları arasında Roma piskoposu ve böylece Leo’nun ardından gelen papa Hilarius. vekilimiz olarak yönlendirdik. Onlara, sadakati bizim tarafımızdan onaylanmış noterimiz Dulcitius’u da kattık. Yanılmış olanın, kendi zihnindeki bu sapkınlığı mahkûm ederek kurtarılması için ilahi yardımın hazır bulunacağından eminiz.
Tanrı seni esenlik içinde korusun, sevgili kardeşim.
Haziran’ın İdus gününde13 Haziran., en seçkin Asturius ve Protogenes konsüller iken düzenledi.Flavius Asturius ve Florentius Romanus Protogenes, MS 449 yılında konsüllük yapmışlardır.
“Leo’nun 28. Mektubu” Tanrı’yı Arzulamak ekibi tarafından orijinal Latinceden Türkçeye çevrildi. Köşeli parantez içindeki notlar çevirmen tarafından alınmıştır.
Yorumlar