Diognetus'a Mektup (Tam Metin)

Bu, MS 2. yüzyıl eseri Diognetus’a Mektup’un Türkçe çevirisidir.
Giriş
Diognetus’a yazılan mektup, yazarın Hristiyan inancını eleştirmenlerine karşı savunduğu en önemli ve belki de en erken Hristiyan savunma örneklerinden birini temsil ederdir. Yazar, savunmasında Hristiyan inancını Greklerın putperestliği ve Yahudilerin diniyle karşılaştırır ve ayrıca erken Hristiyan inancına dair kısa bir genel bakış sunardır.
Bu mektup, retorik ve Hristiyan edebiyatının şimdiye kadar yazılmış en güzel örneklerinden biridir. Garip bir şekilde diğer kilise babaları tarafından hiç referans alınmamıştır. Mektup, 13. yüzyıla ait bir kodekste bulunmuştur ve 1870’te Fransa-Prusya Savaşı’nda çıkan bir yangında yok olmadan önce şans eseri birkaç kez yazıya geçirilmiştir.
Onuncu bölüm düşüncenin ortasında bitiyor gibi görünmektedir ve son iki bölümün genellikle farklı bir esere, belki de bir vaaza ait olduğu düşünülmektedir. İç kanıtlara, özellikle Mezmur 2’deki alıntıya (11:5) ve Fısıh Bayramı’na yapılan atıfa (12:9) dayanarak bazı uzmanlar bu eserin son bölümünün Doğuş Bayramı veya belki de Paskalya sırasında verilen bir vaaz olduğunu ileri sürmektedirler.
Yazar
Yazar anonimdir ve kendisini yalnızca “elçilerin bir öğrencisi” olarak tanımlar (11:1). Yazarın, ‘İsa’ veya ‘Mesih’ yerine “Kelam”ı kullanmasıyla gösterildiği gibi, Yuhanna topluluğundan etkilendiği anlaşılmaktadır. Yazarın kimliği konusunda uzmanlar arasında birçok teori vardır.
Eser Şehit Justin’in eserlerine eklenmiş olarak bulunduğu için, bazıları bunun onun eseri olduğuna inanmaktadır. Diğerleri ise bunun, Kayserili Eusebius’un atıfta bulunduğu gibi, 2. yüzyıl kilise babası Atinalı Kodratus’un “Savunması” eseri olabileceğine inanmaktadır. Dil benzerliği nedeniyle, bazı uzmanlar eseri erken dönem Hristiyan apolojistlerinden biri olan Atinalı Aristides’e atfetmektedir.
Mektubun alıcısı hakkında çok az şey biliyoruz. Yazarın birinci bölümdeki selamı (Yunanca: kratiste; κράτιστε) genellikle yüksek sosyal ve/veya politik statüye sahip erkekler için ayrılmıştır ve bazı uzmanlar mektubun alıcısının Roma İmparatoru Marcus Aurelius’un akıl hocası olan Diognetus olabileceğini öne sürmüştür.
Tarih
Mektubun kesin tarihini belirlemek için çok az veya hiç iç kanıt yoktur ancak muhtemelen 2. yüzyılda yazılmıştı. Bu, 3. yüzyılda çok popüler tartışma konuları olan Kutsal Ruh ve Üçlü Birliğe atıfta bulunulmaması ve 3. yüzyıldan itibaren daha az popüler hale gelen Yahudiliğe atıfta bulunulmasıyla tahmin edilebilir. Zulüm referansı bu mektubu muhtemelen MS 2. yüzyıla yerleştirir ve bu mektubu apostolik babaların yazılarının sonuncularından biri yapardır.
Diognetus’a Mektup (Tam Metin)
1. Bölüm
1. Ey en seçkinYazar, mektup boyunca Diognetus’a Grekçe σέ zamiriyle hitap eder. Bu zamir Türkçedeki “sen” zamirine karşılık gelir. Koine Grekçesinde nezaket veya saygı, zamir kullanımıyla ayrıca belirtilmez. Ancak yazarın Diognetus’a κράτιστε (“en seçkin”) gibi saygı ifade eden bir unvanla seslenmesi, mektubun genel tonunun resmî ve hürmetkâr olduğunu gösterir. Bu nedenle σέ zamiri Türkçeye “siz” olarak aktarılmıştır. Diognetus, Hristiyanların Tanrı’ya dindarlığını öğrenmeye son derece gayretli olduğunuzu ve onlar hakkında son derece açık ve dikkatli bir şekilde sorguladığınızı —hangi Tanrı’ya güvendiklerini ve O’na nasıl tapındıklarını, hepsinin dünyayı hor gördüklerini ve ölümü hiçe saydıklarını; ne Grekler tarafından tanrı diye bilinenleri [tanrı olarak] saydıklarını ne de Yahudilerin batıl inancına uyduklarını; birbirlerine karşı ne tür bir içten sevgiye sahip olduklarını ve bu yeni soyun ya da yaşam biçiminin neden daha önce değil de şimdi hayata girdiğini— gördüğüm için gerçekten de bu gayretinizden dolayı sizi takdir ediyorum. Hem konuşmayı hem de işitmeyi bize bahşeden Tanrı’dan bana öyle [bir] konuşma [yetisi] verilsin diye dua ediyorum ki siz işittikten sonra mümkün olduğunca daha iyi biri olasınız; işitmeniz için size de [verilsin] ki konuşan üzülmesin.
2. Bölüm
1. Haydi o zaman, zihninizi önceden ele geçirmiş tüm düşüncelerden kendinizi arındırın ve sizi aldatan alışkanlığı bir kenara bırakarak. Sanki baştan yeni bir insan olup yeni bir sözün dinleyicisi olarak —tıpkı ikrar ettiğiniz gibi— sadece gözlerle değil, aynı zamanda anlayışla da tanrı diye saydıklarınızın hangi özden veya biçimden olduklarını görün.
2. Bunlardan biri, üzerinde yürünen taş değil midir? Ve biri, bizim kullanımımız için dövülmüş kaplardan daha iyi olmayan tunç değil midir? Ve biri çoktan çürümüş ahşap, biri çalınmaması için onu koruyacak bir adama ihtiyaç duyan gümüş ve biri de paslanmış demirdir. Ve biri, en onursuz hizmet için hazırlanmış olandan daha güzel olmayan toprak bir kap değil midir?
3. Bunların hepsi bozulabilir maddelerden değil midir? Demir ve ateş tarafından dövülmemişler midir? Bunlardan biri taş ustası, biri bakır ustası, biri gümüşçü ve biri çömlekçi tarafından şekillendirilmemiş midir? Her biri, bu [işçilerin] zanaatları tarafındanlerin biçimlerine şekillendirilmeden önce —hatta şimdi bile— dönüştürülebilir değil midir? Şimdi aynı malzemeden olan kaplar aynı zanaatkârlarla karşılaşsa, bunlara benzer olamaz mıdır?
4. Şimdi sizin tarafınızdan tapılan bunlar, insanlar tarafından diğerleri gibi kap hâlinde olamaz mıydı?3. maddenin ikinci yarısı ile 4. maddenin ilk yarısı el yazmasında bozulmuştur ve el yazmaları arasında farklılıklar bulunmaktadır. Bu nedenle çeşitli el yazmalarındaki okumalar, tutarlı bir çeviri oluşturmak amacıyla birlikte değerlendirilmiştir. Hepsi sağır değil mi? Kör değil mi? Cansız değil mi? Duygusuz değil mi? Hareketsiz değil mi? Hepsi çürüyen değil mi? Hepsi mahvolan değil mi?
5. Bunlara tanrı diyorsunuz. Bunlara kölelik ediyorsunuz. Bunlara tapıyorsunuz; onlara tamamen benziyorsunuz.
6. Bu nedenle Hristiyanlardan nefret ediyorsunuz, çünkü bunları tanrılar saymıyorlar.
7. Ama onları övdüğünü düşünen ve varsayan sizler, onları çok daha fazla hor görmüyor musunuz? Taştan ve topraktan [yapılmış] olanlara korumasızca tapınırken, gümüşten ve altından [yapılmış] olanları geceleri kilitleyip gündüzleri de çalınmasınlar diye nöbetçiler yerleştirdiğinizde, onlarla alay edip [onları] daha çok aşağılamıyor musunuz?
8. Ve eğer onlara sunduğunuzu sandığınız onurları gerçekten algılayabiliyorlarsa, onları daha ziyade cezalandırıyorsunuz; eğer algılayamıyorlarsa, [kurban] kanının ve yağının dumanıyla onları suçlu çıkararak tapınıyorsunuz.
9. Sizden biri bunlara katlansın! Birilerin kendisine olmasına dayansın! Zira hiçbir insan bu eziyete gönüllü olarak katlanmayacaktır, çünkü algısı ve aklı vardır. Fakat taş katlanır, çünkü algısı yoktur. Öyleyse onun algısını suçlu çıkarmıyor musunuz?
10. İşte Hristiyanların böyle tanrılara köleleştirilmemiş olmaları hakkında daha pek çok şey söyleyebilirdim. Yine de eğer biri bunların yeterli olmadığını zannederse, daha fazlasını söylemeyi gereksiz görüyorum.
3. Bölüm
1. Bunun ardından, [onların] Yahudilerle aynı şekilde ibadet etmemeleri hakkında duymayı özellikle arzuladığınızı sanıyorum.
2. Yahudiler o hâlde, daha önce bahsedilen [putperest ibadet] hizmetinden kaçınırlarsa, her şeyin tek Tanrısı’na haklı olarak ibadet etmeyi ve O’nu Efendi olarak saymayı layık görürler. Fakat bu ibadeti daha önce bahsedilenlere benzer bir şekilde O’na getiriyorlarsa, tamamen yanılıyorlar.
3. Tıpkı Greklerin duyarsız ve sağır olanlara [sunu] sunarak akılsızlığın bir örneğini ortaya koymaları gibi, sanki Tanrı’nın ihtiyacı varmış gibi [O’na] sunduklarını zanneden bunlar, dindarlık değil, daha ziyade akılsızlık olarak değerlendirilmeyi, haklı olarak, daha [çok] hak ederler.
4. Çünkü göğü, yeri ve bunlardaki her şeyi yaratmış Olan ve ihtiyaç duyduğumuz her şeyi bize bol bol Bahşeden, O’na verdiklerini zannedenlere bizzat Kendisinin sağladığı şeylerin hiçbirine ihtiyaç duymaz.
5. Oysa [O’na] kan, yağ dumanı ve bütün yakmalık sunuları sunduklarını ve bu onurlarla O’nu şereflendirdiklerini zannedenler, aynı saygıyı sağır olanlara gösterenlerden bana göre hiçbir şekilde farklı görünmüyorlar. Biri onurdan pay alamayanlara [sunanlardır]; diğeri ise hiçbir şeye ihtiyacı Duymayan’a [bir şey] sağladıklarını zannedenlerdir.
4. Bölüm
1. Fakat gerçekten de onların yiyecekler konusundaki batıl kaygısının, Şabatlar hakkındaki batıl inancının, sünnetin övünmelerinin, oruç ve yeni ay [konusundaki] ikiyüzlülüklerinin gülünç olduğunu ve hiçbir söze layık olmadığını benden öğrenmeniz gerektiğini sanmıyorum.
2. Çünkü Tanrı tarafından insanların kullanımı için iyi olarak yaratılan bazı şeyleri kabul edip ama diğerlerini yararsız ve gereksiz olarak reddetmek nasıl [ilahi] yasaya aykırı değil ki?
3. Ve Tanrı’ya karşı —sanki Şabat günlerinde iyi bir şey yapmayı yasaklamış gibi— yalan söylemek nasıl dindar [olmaya aykırı] değildir?
4. Ayrıca seçilmişliğin bir tanığı olarak etin azaltılmasıylaBurada sünnet kastedilmektedir. övünmek —sanki bununla Tanrı tarafından özellikle seviliyorlarmış gibi— bu [durum] nasıl alaya layık değildir?
5. Ve yıldızları ve ayı gözetleyerek ayların ve günlerin gözlemini yapmak, Tanrı’nın idarelerini ve zamanların değişimlerini kendi dürtülerine göre bir kısmını bayramlara, bir kısmını da yaslara ayırmak; kim bunu dindarlığın değil, çok daha ziyade aptallığın bir göstergesi saymaz?
6. Hristiyanların, Yahudilerin ortak anlamsızlığından ve hilekârlığından —hem kuruntulu ayrıntıcılıklarından hem de kibirlerinden— doğru bir şekilde uzak durması konusuna gelince, sanırım yeterince öğrendiniz. Ancak kendilerine özgü dindarlıklarının gizemi konusunda [bir] insandan öğrenebileceğinizi beklemeyin.
5. Bölüm
1. Çünkü Hristiyanlar ne diyarla, ne dille ne de gelenekle diğer insanlardan ayrılırlar.
2. Ne kendi şehirlerinde yaşarlar ne kendilerine özgü bir lehçe kullanırlar ne de sıra dışı bir yaşam tarzı sürdürürler.
3. Onların bu öğretisi, [her şeye] karışan insanların düşüncesi ve endişesiyle bulunmamıştır; ne de bazıları gibi insan doktrinini öne çıkarırlar.
4. Fakat her biri, atandığı gibi, hem Greklerin hem de barbarların şehirlerinde yaşayarak; hem giyimde hem yiyecekte hem de yaşamın geri kalanında yerel gelenekleri izleyerek kendi vatandaşlıklarının harika ve herkesçe paradoksalGrekçesi παράδοξον (parádoxon)’dur; sözcük, “yaygın beklentinin dışında olan, alışılmadık, olağan dışı” anlamına gelir. Türkçedeki “paradoksal” sözcüğü de aynı kökten türemiştir; ancak burada “çelişkili” değil, “alışılmışın dışında” anlamındadır. olduğu kabul edilen yapısını gösterirler.
5. Kendi ülkelerinde yaşarlar, ancak yabancılar olarak; her şeyi vatandaş olarak paylaşırlar ve yine de her şeye yabancı olarak katlanırlar. Her yabancı [ülke] onların anavatanıdır ve her anavatan [onlar için] yabancıdır.
6. Herkes gibi evlenirler, çocuk doğururlar; ancak doğanları atmazlar.Grekçesi οὐ ῥίπτουσι (ou rhíptousi)’dir; ifade, “atmazlar, dışarı atmazlar” anlamına gelir. Bazı araştırmacılar, burada fetüsün “atılmasına”, dolayısıyla kürtaja bir gönderme bulunabileceğini öne sürmektedir.
7. Ortak bir sofra kurarlar, ancak [ortak] bir yatak değil.Burada “yatak” ifadesiyle evliliğin saflığı kastedilmektedir.
8. Bedende bulunurlar, ancak bedene göre yaşamazlar.
9. Zamanlarını yeryüzünde geçirirler, ancak göklerde vatandaşlıklarını sürdürürler.
10. Belirlenmiş yasalara uyarlar ve yaşamlarıyla yasaları [bile] aşarlar.
11. Tüm insanları severler ve herkes tarafından zulme uğrarlar.
12. Bilinmezler ve mahkûm edilirler. Öldürülürler ve diriltilirler.
13. Fakir olurlar ve yine de birçok kişiyi zengin ederler. Her şeyden yoksundurlar ve her şeyde bolluk içindedirler.
14. Aşağılanırlar ve onursuzluklarında yüceltilirler. Küfür edilirler ve aklanırlar.
15. Sövülürler ve kutsarlar. Hakarete uğrarlar ve onur verirler.
16. İyilik yaparlar ve kötülük yapanlar gibi cezalandırılırlar. Cezalandırıldıklarında, diriltiliyorlarmış gibi sevinirler.2. Korintliler 6:9-10.
17. Yahudiler tarafından yabancılar olarak saldırıya uğrarlar ve Grekler tarafından zulme uğrarlar. Ve onlardan nefret edenler, nefretinin nedenini söyleyemezler.
6. Bölüm
1. Basitçe söylemek için: Can bedende neyse, Hristiyanlar dünyada öyledir.
2. Can, bedenin tüm üyelerine yayılmıştır; Hristiyanlar da dünyanın tüm şehirlerine [yayılmışlardır].
3. Can bedende yaşar ama bedenden değildir; Hristiyanlar da dünyada yaşar ama dünyadan değildir.
4. Görünmeyen can, görünen bedenin içinde gözetim altında tutulur; Hristiyanlar da dünyada tanınırlar ama dindarlıkları görünmez kalır.
5. Beden, hiçbir haksızlığa uğramamasına rağmen candan nefret eder ve ona karşı savaş açar, zira onun arzularına kapılması engellenir; aynı şekilde dünya da hiçbir haksızlığa uğramadığı hâlde Hristiyanlardan nefret eder, çünkü onun arzularına karşı koyarlar.
6. Can, kendisinden nefret eden bedeni ve onun üyelerini sever; Hristiyanlar da kendilerinden nefret edenleri severler.
7. Can bedene kapatılmıştır fakat kendisi bedeni bir arada tutar; Hristiyanlar da bir hapishanedeymiş gibi dünyada kapatılmışlardır fakat kendileri dünyayı bir arada tutarlar.
8. Ölümsüz can, ölümlü bir çadırda ikamet eder; Hristiyanlar da göklerde bozulmazlığı bekleyerek bozulabilenler arasında ikamet ederler.
9. Can, yiyecek ve içecekler bakımından kötü muamele gördüğünde gelişir;Burada muhtemelen oruç kastedilmektedir. Hristiyanlar da günbegün cezalandırılarak daha da çoğalırlar.
10. Tanrı onları öyle bir düzene yerleştirmiştir ve [bundan] kaçınmaları [ilahi] yasaya aykırıdır.
7. Bölüm
1. Çünkü dediğim gibi, onlara teslim edilen [şey] dünyevi bir buluş değildir. Ayrıca ne ölümlü bir düşünceyi dikkatle korumaya layık görürler ne de [onlara] insani gizemlerin idaresi emanet edilmiştir.
2. Fakat bizzat Her Şeye Gücü Yeten, her şeyin Yaratıcısı ve görünmez Tanrı, kendisi göklerden gerçeği, kutsal ve kavranılamaz Kelam’ı insanlar arasına yerleştirmiş ve onların yüreklerine kökleştirmiştir. Bazılarının varsayabileceği gibi, insanlara bir görevli, melek, yönetici, dünyevi şeyleri yönetenlerden birini ya da göklerdeki idarelerle görevlendirilenlerden birini değil; fakat Kendisini, her şeyin Zanaatkârı ve Yaratıcısını göndererek. O’nun aracılığıyla gökleri yaratmıştır; O’nun aracılığıyla denizi sınırları içine kapatmıştır. Tüm unsurlar O’nun gizemlerini sadakatle korur. Güneş, günlük seyrinin ölçülerini O’ndan almıştır. Ay, geceleri ışık saçmayı emreden O’na itaat eder. Yıldızlar [da], ayın seyrini izleyerek O’na itaat eder. O’nda her şey düzenlenmiş, belirlenmiş ve tabi kılınmıştır: Gökler ve göklerdeki şeyler, yer ve içindekiler, deniz ve denizdeki şeyler, ateş, hava, dipsiz derinlik, yüksekliklerdeki şeyler, derinliklerdeki şeyler ve ikisinin arasındaki şeyler. İşte O’nu onlara gönderdi!
3. Gerçekten de, bazı insanların zannetebileceği gibi, zorbalıkla, korku içinde ve dehşet saçarak mıydı?
4. Kesinlikle hayır. Aksine, yumuşaklık ve alçakgönüllülükle [gönderdi]. Bir kralın, kral olan oğlunu gönderdiği gibi O’nu gönderdi. O’nu Tanrı olarak gönderdi; O’nu insanlara insan olarak gönderdi. O’nu kurtararak gönderdi; ikna ederek, zorlayarak değil. Çünkü Tanrı’da zorlama yoktur.
5. O’nu çağırarak gönderdi, zulmederek değil. O’nu severek gönderdi, yargılayarak değil.
6. Çünkü O’nu yargılamak için gönderecektir ve O’nun gelişine kim dayanabilir?Malaki 3:2. [Burada el yazısında metnin bilinmeyen bir miktarının eksik olduğu bir boşluk vardır]...
7. Rab’bi inkâr etmeleri için vahşi hayvanlara atıldıklarını ve yine de yenilmediklerini [görmüyor musunuz]?
8. Ne kadar cezalandırılıyorlarsa, o kadar da başkalarının çoğaldığını görmüyor musunuz?
9. Bunlar insan işleri gibi görünmüyor; bunlar Tanrı’nın gücüdür, bunlar O’nun gelișinin kanıtlarıdır.
8. Bölüm
1. Çünkü O gelmeden önce, insanlar arasında Tanrı’nın ne olduğunu gerçekten kim biliyordu?
2. Yoksa bazıları Tanrı’nın ateş olduğunu —bizzat kendilerinin de [içine] gireceği o şeyi tanrı diye adlandırıyorlar—, bazıları su [olduğunu], bazıları da Tanrı tarafından yaratılmış diğer unsurlardan biri olduğunu [söyleyen] o güvenilir [sayılan] filozofların boş ve saçma sözlerini mi kabul ediyorsunuz?
3. Ve yine de bu sözlerden herhangi biri kabul edilebilirse, diğer yaratıkların her biri de aynı şekilde tanrı olarak gösterilebilir.
4. Ama gerçekten de bunlar, büyücülerin gözboyaması ve aldatmacasıdır.
5. Ve insanlar arasında hiç kimse O’nu ne görmüş ne de bildirmiştir; ancak O, Kendisini ortaya çıkarmıştır.
6. Ve [Kendisini], yalnızca Tanrı’yı görmenin verildiği iman aracılığıyla ortaya çıkarmıştır.
7. Çünkü her şeyin Efendisi ve Yaratıcısı, her şeyi yaratmış ve onları düzenlerine göre ayırmış olan Tanrı, yalnızca insanı seven değil, aynı zamanda [çok] sabırlıydı.
8. Gerçekten de O her zaman böyle oluyordu, böyledir ve böyle olacaktır: lütufkâr, iyi, öfkesiz ve gerçek; ve yalnızca O iyidir.
9. Büyük ve anlatılamaz bir tasarı tasarladıktan sonra, onu yalnızca Oğlu’na bildirdi.
10. Ve onu sır olarak sakladığı ve hikmetli planını koruduğu sürece, bizi ihmal ediyor ve bizimle ilgilenmiyor gibi görünüyordu.
11. Fakat sevgili Oğlu aracılığıyla açığa çıkardığında ve başlangıçtan beri hazırlanmış olan şeyleri bildirdiğinde, hepsini aynı anda bize verdi; O’nun lütuflarına ortak olmamızı, görmemizi ve anlamamızı sağladı. Bunları aramızdan kim bekleyebilirdi ki?
9. Bölüm
1. Bu nedenle O, Oğlu’yla birlikte her şeyi yönetmiş olduğu [hâlde], önceki döneme kadar bizim, istediğimiz gibi düzensiz dürtülere kapılmamıza, zevkler ve arzular tarafından sürüklenmemize izin verdi. [Bu] günahlarımızdan zevk aldığı için hiç değil, ama onlara katlandığı içindi. Ne de o zamanlar haksızlık dönemini onayladığı için, ama şimdiki doğruluk [dönemini] biçimlendirdiği içindi; öyle ki o zamanlar kendi işlerimizle yaşama layık olmadığımız ortaya çıkmış olarak, şimdi Tanrı’nın iyiliği sayesinde layık kılınalım. Ve Tanrı’nın krallığına kendi başımıza giremediğimiz ortaya çıktıktan sonra da artık Tanrı’nın gücüyle buna güç yettirebilelim.
2. Ve bizim adaletsizliğimiz doldurulmuş olduğunda, tamamen açığa çıkarılmış olduğunda ve ceza ve ölümün onun ödülü olması beklendiğinde, o zaman Tanrı’nın kendi iyiliğini ve kudretini artık açığa çıkarmayı önceden belirlediği zaman geldi. Ey Tanrı’nın aşkın insan severliği ve sevgisi! O bizden ne nefret etti ne reddetti ne de bize kin besledi; aksine sabretti, katlandı ve merhamet ederek günahları üstlendi. Kendi Oğlu’nu bizim için bir fidye olarak teslim etti: Yasa tanımazlar için Kutsal Olan’ı, kötüler için Masum Olan’ı, haksızlar için Adil Olan’ı, bozulabilenler için Bozulmaz Olan’ı, ölümlüler için Ölümsüz Olan’ı!
3. Çünkü günahlarımızı O’nun doğruluğundan başka ne örtebilirdi ki?
4. Yasa tanımaz ve tanrısız olan bizler, yalnızca, Tanrı’nın Oğlu’ndan başka kimde aklanabilirdik?
5. O tatlı değişim! O araştırılamaz eser! O beklenmedik iyilikler! Öyle ki birçoklarının yasa tanımazlığı Adil Olan’da gizlensin ve birinin doğruluğu birçok yasa tanımazı aklasın.
6. Dolayısıyla O, eski zamanlarda doğamızın yaşama erişemezliğini açığa çıkardıktan ve şimdi güçsüzleri bile kurtarabilen Kurtarıcı’yı ortaya koyduktan sonra, bu iki [şeyden] dolayı iyiliğine iman etmemizi; O’nu Besleyici, Baba, Öğretmen, Öğütçü, Hekim, Zihin, Nur, Onur, Görkem, Kuvvet ve Yaşam olarak saymamızı ve giyim ile yiyecek konusunda endişelenmememizi istemiştir.
10. Bölüm
1. Eğer siz de bu imanı arzular ve önce Baba’nın tam bilgisini edinirseniz... [Burada el yazısında metnin bilinmeyen bir miktarının eksik olduğu bir boşluk vardır]
2. Çünkü Tanrı; onlar uğruna dünyayı yarattığı, yeryüzündeyken her şeyi [onlara] tabi kıldığı, [onlara] akıl [verdiği], zihin verdiği, yalnızca onların Kendisine yukarı bakmasına izin verdiği, [onları] kendi suretinde biçimlendirdiği, biricik Oğlu’nu gönderdiği, göklerdeki krallığı vaat ettiği ve Kendisini sevmiş olanlara [onu] vereceği insanları sevmiştir.
3. Bunu tam olarak kavradığınızda hangi sevinçle dolacağınızı sanıyorsunuz? Ya da sizi böyle önce Seven’i nasıl seveceksiniz?
4. Ve [O’nu] sevmiş olarak O’nun iyiliğinin bir örnek alanı olacaksınız. Bir insanın Tanrı’yı örnek almış [olmasının] mümkün olup olmadığına şaşmayın; isterse mümkündür.
5. Çünkü mutlu olmak ne komşular üzerine hükmetmek ne de zayıflardan daha fazlasına sahip olmayı istemek ne de zengin olup aşağıda olanları ezmek değildir. Bu şeylerde birinin Tanrı’yı örnek alması mümkün değildir; çünkü bunlar o Bir'in yüceliğinin dışındadır.
6. Fakat kim komşusunun yükünü üstlenirse, daha güçlü olduğu [hâlde] daha zayıf olana iyilik yapmayı dilerse ve Tanrı’dan aldığı şeylere sahip olduğu [hâlde] bu şeyleri ihtiyaç sahiplerine bol bol sunarak [kendisi] alanlar [için] bir tanrı [gibi] olursa; böyle biri Tanrı’yı örnek alandır.
7. O zaman yeryüzünde olsanız bile Tanrı’nın göklerde hüküm kurduğunu seyredeceksiniz. O zaman Tanrı’nın sırlarını dile getirmeye başlayacaksınız. O zaman Tanrı’yı inkâr etmeye istekli olmadıkları için cezalandırılanları hem sevecek hem de [onlara] hayret edeceksiniz. O zaman cennetteki yaşamı gerçekten bildiğinizde, şimdi görünen ölümü hor gördüğünüzde ve kendisine teslim edilenleri sonuna kadar cezalandıracak olan sonsuz ateşe mahkûm edilecekler için saklanan ölümden gerçekten korktuğunuzda dünyanın aldatmacasını ve sapkınlığını mahkûm edeceksiniz.
8. Sonra doğruluk uğruna geçici ateşe katlananlara hayret edecek ve o ateşi tam olarak kavradığınızda onları mutlu sayacaksınız… [Burada el yazısında metnin bilinmeyen bir miktarının eksik olduğu bir boşluk vardır]
11. Bölüm
1. Ne yabancı şeyleri söylüyorum ne de mantıksızca arıyorum; fakat elçilerin öğrencisi olmuş biri olarak ulusların bir öğretmeni oluyorum. Gerçeğin öğrencisi olanlara aktarılmış olan şeylere layık bir şekilde hizmet ediyorum.
2. Çünkü doğru bir şekilde eğitilmiş ve Kelam’a sevgili olmuş olan kimse, Kelam aracılığıyla öğrencilere alenen gösterilmiş olan şeyleri açıkça öğrenmeyi aramaz mı? Kelam, görünmüş olarak ve açıkça konuşarak bunları onlara açığa çıkarmıştır. İmansızlar tarafından anlaşılmayan, ancak O’nun tarafından sadık sayılan ve onların uğruna Kelam’ı gönderdiği Baba’nın sırlarını öğrenmiş olan öğrencilere [bunları] açıklamıştır.
3. Bu nedenle [Tanrı], dünyada görünsün diye halk tarafından aşağılanmış, elçiler tarafından duyurulmuş ve uluslar tarafından iman edilmiş olan Kelam’ı göndermiştir.
4. Başlangıçtan beri Olan, yeni olarak görünmüş ve kadim bulunmuş O, azizlerin yüreklerinde sürekli [yeniden] Doğandır.
5. Ebedî olan, bugün Oğul sayılmış olan işte Budur.Mezmurlar 2:7; Elçilerin İşleri 13:33. O’nun aracılığıyla Kilise zenginleşir ve lütuf azizler arasında açılır ve çoğalır; anlayış verir, gizemleri açığa çıkarır, zamanları duyurur, sadıklar üzerine sevinir, [Kendisini ısrarla] arayanlara —iman yeminleri kırılmayan ve Babaların sınırlarını aşmayanlara— verilir.
6. O zaman Yasa korkusu [ilahi olarak] söylenir, peygamberlerin lütfu bilinir, İncillerin inancı kurulur, elçilerin geleneği korunur ve Kilisenin lütfu sevinçten sıçrar.
7. Ve bu lütfu kederlendirmeyerek, Kelam’ın konuştuğu şeyleri —kimin aracılığıyla ve ne zaman dilediğini— kavrayacaksınız.
8. Çünkü buyuran Kelam’ın isteğiyle zahmetle açıkça dile getirmeye doğru harekete geçirildiğimiz her şeyde, bize vahyedilmiş olanlara duyduğumuz sevgiden dolayı sizinle ortak oluyoruz.
12. Bölüm
1. Bunlarla karşılaşıp [onları] şevkle dinledikten sonra, Tanrı’nın [Kendisini] doğru bir şekilde sevenlere, zevkin cennetiGrekçesi Παράδεισος τρυφῆς’tir; tam anlamıyla “zevk (veya sevinç) cenneti” demektir. Buradaki τρυφή sözcüğü yalnızca “haz” değil, bolluk, esenlik ve bereket içinde yaşanan sevinçli yaşamı ifade eder. Bu nedenle ifade, Aden Bahçesi’ni Tanrı’nın bereket ve yaşam dolu cenneti olarak betimler. olmuş, çok verimli, her türlü meyve veren bir ağaç [olmuş], kendi içlerinde filizlenip açmış, çeşitli meyvelerle süslenmiş olanlara ne kadar sağladığını bileceksiniz.
2. Çünkü bu yerde bilgi ağacı ve yaşam ağacı dikilmiştir. Fakat bilgi [ağacı] yok etmez; itaatsızlık yok eder.
3. Ne de yazılmış olanlar belirsizdir: Tanrı, başlangıçtan itibaren bahçenin ortasına bilgi ağacını ve yaşam ağacını dikti; böylece bilgi aracılığıyla yaşamı açığa çıkardı. Fakat onu başlangıçtan itibaren saf bir şekilde kullanmayanlar, yılanın aldatmasıyla çıplak yapılmıştır.
4. Çünkü ne bilgi olmadan yaşam vardır ne de gerçek yaşam olmadan sağlam bilgi vardır. Bu nedenle her ikisi de diğerine yakın dikilmiştir.
5. Elçi de bu gücü gözlemledikten sonra, “bilgi kibirlendirir, ancak sevgi bina eder”1.Korintliler 8:1. diyerek yaşama yönelik buyruğun gerçeği olmaksızın uygulanan bilgiyi suçlamıştır.
6. Çünkü yaşam tarafından tanıklık edilen gerçeğin bilgisinden ayrı bir şeyi bildiğini zanneden kişi bilmemiştir; aksine, yaşamı sevmemiş olduğu için yılan tarafından aldatılmaktadır. Ancak korkuyla kavramış olan ve yaşamı arayan kişi, umutla eker ve meyve bekler.
7. Fakat yürek size bilgi olsun ve kabul edilen gerçek söz de yaşam [olsun].
8. Ağacı taşıyarak ve meyveyi toplayarak Tanrı tarafından arzulanan şeyleri her zaman hasat edeceksin: [bu şeylere] yılan dokunmaz ve aldatma yaklaşmaz. Havva da bozulmaz; [aksine] bir bakire [olarak] inanılır.
9. Ve kurtuluş gösterilir, elçiler bilge kılınır, Rab’bin Fısıhı ortaya çıkar, zamanlar bir araya toplanır ve dünya ile uyumlu hâle getirilir. Azizlere öğreten ve aracılığıyla Baba’nın yüceltildiği Kelam sevinir. Sonsuza dek O’na yücelik olsun. Amin.
“Diognetus’a Mektup” Tanrı’yı Arzulamak ekibinden Travis Owens tarafından birebir çeviri yaklaşımı esas alınarak orijinal Grekçeden Türkçeye çevrildi. Köşeli parantez içindeki notlar çevirmen tarafından alınmıştır.
Son güncelleme tarihi: 24.08.2026
Yorumlar